31 Ocak 2012 Salı

Gökkuşağı

İlk önce iki büyük beyaz kanatlarımın farkına varıyorum. Gitmek istediğim yer işte orası diye düşünüyorum kendi kendime. Başımı kaldırıp baktığımda öncelikle o deliksiz, sonsuz maviliği görüyorum. Sanki beni özgürlüğe çağırırcasına boyuyor gökyüzünü. Sonra bembeyaz pamukları görüyorum. Ama ulaşmak istediğim yer hemen onların üzerine yelpaze gibi serilmiş, yedi renkli gökkuşağı...
Çırpıyorum kanatlarımı. Yavaş yavaş yükseliyorum o sonsuz maviliğe. Önce o sonsuz dünyaya açılan kapıda yağmur karşılıyor beni. Bana pek dostça yaklaşmıyor. Daha sonra bulut benimle dost olmak istercesine yaklaşıyor. Uzatıyor bana o pamuktan ellerini. Kanatlarım yardımıyla çıkıyorum üstüne. Bir an kendimi o pamuktan yelkende buluyorum. Beni yavaş yavaş yükseltiyor o derin maviliğe. Yükseldikçe daha bir coşuyor ve kanatlarımı daha bir heyecanla çırpıyorum. Çünkü farklı renklerden örülmüş yelpazeye yaklaştırıyor beni. Ona teşekkür etmek istercesine daha dostça sarılıyorum. Gökkuşağına çok yaklaştık. Tutuyorum ucundan o renkli yelpazenin. Sonra veda ediyorum buluta...
Teker teker ziyaret ediyorum renkleri. Önce sarı renginin sarılığında sonbaharda dökülen yaprakların rengini buluyorum. Sonra turuncuya gidiyorum, sonra kırmızı, pembe... Onlar da bana biraz canlılık ikram ediyor. Oradan yeşile. Yeşil bana doğayı bir kat daha sevdiriyor. Maviye gidiyorum oradan. Bir damla ferahlık alıyorum ondan. Son olarak mora gidiyorum. Bana veda vaktinin geldiğini söylüyor.
Beni buraya getiren yelkenli bulutum gülümseyerek uzatıyor bana o pamuktan ellerini. Kanatlarımı uzatıyorum ben de ona ayrılığın verdiği buruklukla. Son kez gökkuşağına bakıyorum ve el sallıyorum. O da gülümseyerek göz kırpıyor bana. Yavaş yavaş indiriyor beni yelkenli bulut. Gökkuşağı ve o derin mavilikten uzaklaşıyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder